20 March 2000

Kan kokusu korkunçtu
Çanakkale'yi denizden geçemeyeceklerini anlayan müttefik güçler kara harekatına karar verdiler. Artık amirallerin yerini generaller almıştı. General Hamilton kısa sürede Gelibolu Yarımadası'nı işgal edip yoluna devam edeceğini sanıyordu. Yanıldı!

ONSEKİZ Mart'ın ardından Çanakkale'de yepyeni bir oyun sahneye konuluyordu. Bu oyunun başaktörleri amiraller değil generallerdi. Savaşın tüm acımasızlığı denizden karaya taşınıyordu.

Çanakkale'yi denizden geçemeyen müttefikler kara harekatına karar verdiler. Akdeniz Sefer Kuvveti başkomutanlığına getirilen Ian Hamilton'ın planı basitti: Gelibolu yarımadasının güneyine çıkmak ve kısa yoldan Çanakkale hizzasına kadar batı bölgesini ele geçirmek... Bundan sonra neler yapmayı hayal ettiklerini ise şair Rupert Brook'dan dinleyelim:

"Kaderimizin bize bu kadar yardımcı olacağına tasavvur edemezdim! Demek Hero Kulesi (Galata Kulesi) 15'lik toplarımızın altında paramparça olacak? Demek deniz, top gümbürtüleriyle kana boyanıp, leş gibi olacak. Demek Ayasofya'nın mozaiklerini, lokumları, halıları yağmalayacağım. Demek ki bizler tarihte bir çağın dönüm noktasını yaratacağız. Oh, Tanrım!.. Hayatımda bu kadar mutlu olmamıştım!.. Birden anladım ki, çocukluğumdan beri hayatımın tek arzusu İstanbul'a karşı askeri bir harekata katılmakmış." (Not: Brook harekattan bir gün önce sinek sokmasından öldü!)

MAREŞAL'İN HATASI
Büyük donanma 24-25 Nisan gecesi harekete geçti. Gemiler asker yüklüydü. Sabaha karşı savaş gemileri, çıkarma filikalarının halatlarını fora etti. Kara harekatı başlamıştı.

 

Rehber Subay Deniz Binbaşı John Waterlow dönüşü olmayan bir yolda olduğunu anlıyordu: "Mermilerden geminin küpeştesi çın çın ötüyordu. Avustralyalılar iyiydiler. İngiliz olmakla gurur duydum. 'Avustralya orada olacaktır,' şarkısını söyleyerek küreklere asıldılar. Pek çoğu filikalardan atlama heyecanı içinde tüfeğini kaybetmişti. Kılıçlarını sallayarak yamaca doğru saldırdıklarını gördüm."

19. İhtiyat Tümeni Komutanı Yarbay Mustafa Kemal'e göre Arıburnu'na çıkan düşman, kısa yoldan Kocaçimen yüksekliklerine el atabilir ve Gelibolu yarımadasını ortadan ikiye bölebilirdi. Ama zaman geçiyor ve ordu komutanı Mareşal Liman von Sanders'den emir gelmiyordu. Çünkü müttefiklerin mutlaka çıkarma yapacaklarına inandığı Saros Körfezi'ne gitmişti. Alman Mareşal düşmanı yanlış yerde bekliyordu!"

ÖLMEYİ EMRETTİ!
Savaşın kaderi 33 yaşındaki genç bir yarbayın omuzlarındaydı. Kendi inisiyatifini kullanarak komutasındaki tümene Kocaçimen'e doğru hareket emri verdi. Tümen Kocaçimen'de dinlenirken, Mustafa Kemal atıyla Conkbayırı yokuşuna tırmanmaya başladı ve tepeden aşağıya kaçan Türk birlikleriyle karşılaştı:

 

"Niçin kaçıyorsunuz, dedim. 'Efendim düşman...' dediler. Nerede? İşte diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. Düşmanın bir avcı hattı kemali serbestiyetle ileriye doğru yürüyordu. Demek ki düşman bana, benim askerlerimden daha yakındı ve düşman benim bulunduğum yere gelse, kuvvetlerim pek fena bir vaziyete düşer olacaktı. Kaçan efrada, düşmandan kaçılmaz, dedim. 'Cephanemiz kalmadı...' dediler. Cephaneniz yoksa süngünüz var, dedim ve süngü taktırdım, yere yatırdım. Bu efrat süngü takıp yere yatınca, düşman efradı da yere yattı. Kazandığımız an bu andır."

57. Alayın da tam bu anda yetişmesiyle Mehmetçik, Mustafa Kemal'den savaşın kaderini değiştirecek bir emir alıyordu: "Size ben taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir."

"SALDIRI CİNAYETTİ"
Seddülbahir top sesleriyle inliyordu. Ancak müttefikler, Arıburnu'nda olduğu gibi burada da çaresizlik içinde kumsallara çakılıp kalmışlardı. İlerleyemiyorlardı.

 

Deniz Teğmen G.L. Drewry anılarında Seddülbahir'i şöyle anlatır: "Adamlarıma kıyıya çıkmalarını emrettim ama bu cinayetten başka bir şey değildi. Etraf kan gölüne dönmüştü. Kan kokusunun bu kadar güçlü olduğunu hiç bilmezdim."


Bu sayfa Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. ile
Yöre Elektronik Yayımcılık A.Ş. işbirliğiyle hazırlanmıştır.