19 March 2000

Nusrat düşmanı derine gömdü
Mayın gemisi Nusrat olağanüstü zor bir görevi başararak boğazı geçilmez hale getirmişti. Sonuç: Zaferden emin bir biçimde ilerleyen dev savaş gemileri 18 Mart günü dibi boyladı...

ONSEKİZ Mart sabahının ilk ışıklarıyle saldıran, tarihin o güne kadar görmediği güçteki donanma, aynı akşam üstü ölgün güneş ışınlarının aydınlattığı Boğaz'dan, yine tarihin o güne kadar görmediği perişanlıkla geri çekiliyordu...

Düşmanın bu sefil çekilişini yangın yerine dönmüş, deprem olmuş görüntüsü veren karargahından izlemekte olan Cevat Paşa,

"Gittiler!" diye haykırdı, "Geçemediler... Geçemeyecekler..."

Peki Çanakkale'yi geçilmez yapan neydi?

Hemen cevap verelim: 1915 yılının 7-8 Mart gecesi Nusrat mayın gemisinin döktüğü 26 mayındı.

26 MAYININ SIRRI
Anılara göre bu 26 mayın, mayın deposunda en son kalan gruptu. Cevat Paşa'nın emri ile mayın subayı Yüzbaşı Nazmi (Akpınar) bu mayınları yüzbaşı Tophaneli Hakkı'nın kumandasındaki Nusrat gemisi ile Karanlık Liman'a kıyıya paralel olarak döşedi.

Halbuki o güne kadar mayınlar Boğaz'da hep kıyıya dik olarak döşenirdi. Su yüzeyinden 4.5 metre derinliğe bir çelik halat üzerinde 100 metre aralıkla dizilen bu mayınlar, müteffikler tarafından denizden ve havadan defalarca taranmasına rağmen bulunamadı. Nusrat'ın mayınları döküşü sırasında İngiliz gemilerine yakalanmayışı tam anlamıyla bir mucizeydi.

Bu olayı mayın grup komutanı Yüzbaşı Nazmi Bey'in anılarından aktaralım...

Nusrat, 7 Mart gecesi aldığı hareket emriyle, demir alarak Çanakkale'den uzaklaştı. Bütün ışıklarını söndürdü, kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırdı. Nazmi Bey'in kılavuzluğunda mayın hatlarının arasından beyaz köpükler saçarak, verilen rotada yoluna devam etti.

Uzaklarda dolaşan düşman devriye gemilerinin pırıl pırıl yanan projektörleri denizin karanlığını aydınlatmakta, simsiyah gecenin bağrına ışıktan bir kama gibi saplanmaktaydı. Projektörden çıkan ışık silindiri suyun yüzüne bir an değdikten sonra denizin yüzünü yalayarak, hemen havaya kalkıp başka bir noktayı aydınlatmaktaydı.

İSTİHBARATIN ÖNEMİ
Zifiri koyuluk içinde, ışıkları karartılmış Nusrat'ın köprü üstünde Yüzbaşı Hakkı ve Yüzbaşı Nazmi Bey'in dikkatleri, ufuk çizgisindeki düşman devriye gemilerinin rotalarının Kepez'den Seddülbahir'e çevrilip, çevrilmediğindeydi. Gemilerin, bekledikleri bölgeye girmeleriyle Karanlık Liman yönünü tutarak yol almaya başladılar. Erenköy önüne vardıklarında Nazmi Bey'in atışa hazırladığı mayınlar, döşeme raylarına konuldu ve döşenmeye başlandı.

Türk ve Alman uzmanlar, isihbarat raporlarına göre düşmanın er ya da geç saldıracağını biliyorlardı. Ve yine biliniyordu ki, Boğaz'a girecek ilk grup gemiler uzun menzilli atışlardan sonra ikmal için geriye çekilmek zorundaydı.

Bu gemiler saldırı sırasında hem geriye çekilecek hem de arkadaki gemilere yer açacaklardı. Kurmayların bu dönüş hareketini öngörmeleri sonucu 26 mayın Karanlık Liman'a kıyıya paralel olarak döşenmişti.

Nazmi Bey son mayını da attıktan sonra Nusrat yine tehlikelerle dolu geri dönüş yolculuğuna başladı.

Türk mayın hatları arasından geçmeye çalışırken, Yüzbaşı Nazmi ve Hakkı'nın gözleri biraz ilerdeki bir karartıya takıldı. Bu daha önce döşenmiş bir Türk mayını mıydı, yoksa yaklaşan düşman devriye gemilerinden biri miydi? Bu bir gemiyse, yakalanmak her şeyin sonu olurdu...

EYVAH DEVRİYE!
Korktukları başlarına gelmiş ve düşman devriye gemileri geri dönmüşlerdi. Devriye gemileri arkalarından hızla geliyor, aradaki mesafe her saniye kısalıyordu. Devriye gemileri denizi projektörleriyle yeniden taramaya başladıkları zaman Nusrat'ı görecekler ve her şey bitecekti.

Ve düşman gemisinin projektörleri yandı. Karanlığı yaran ışık, denizi tarayarak hızla üzerlerine doğru geliyordu. Artık kaçma umutları kalmamış gibiydi. Işık dalgası, kıyıları, dalgaları taraya taraya arada bir durarak arada bir gerileyerek ağır ağır üzerlerine geliyordu.

BİR MUCİZE DAHA!
Nusrat, tam ışığa teslim olacakken bir mücize daha gerçekleşti. Uzun zamandır arızalı olan kıyı projektörümüz birden çalışmaya başladı!

Bizim kıyıda birden bire yanan projektör, düşman gemisinden yayılanan ışığı denizin üstünde yakaladı. İki ışık silindirinin karşılaşmasıyla ortalık yoğun bir sise boğuldu. Beklenmedik bu ışık kavgası Nusrat'a yaşam umudunu geri verdi. Düşman gemisi bu ışıktan kurtulmaya çabalıyor ancak başaramıyordu. Nusrat bazen yanında bazen üstünde süren bu ışık çarpışmasının altından sessizce sıyrıldı. İstim üstünde, çanakkale yönünde yol almaya başladı.

ŞANSSIZ GEMİLER
Ama Nusrat kadar şanslı olmayan gemiler de vardı. Kurmay Başkanı Tuğamiral Roger Keyes bir İngiliz mayın tarama gemisinde yaşadığı geceyi şöyle aktarıyor:

"Karanlık basınca boğaza girdik, az sonra boğazın her iki kıyısında beş Türk ışıldağı aniden ışıklarını yaktılar, ortalık gündüz gibi aydınlanmıştı. Aynı zamanda topçular da ateşe başlamışlardı. Her yandan üzerimize ateş başlamıştı... Türk ateşi çok şiddetliydi. Koruyucu savaş gemisi Canopos'u ateş pek etkilemiyordu. Ama mayın tarama gemileri?.. Düşman ışıldaklarına karşı yaptığımız atışlar, sanki gökteki aya ateş etmemize benziyordu."

LUNDY 30 METREDE
83 yıl sonra belleğimizde bu öyküyle, Gelibolu'da İngiliz mayın tarama gemisi batığının bulunduğu dalış noktasına geldik. Bir yandan dalış heyecanını yaşarken bir yandan da İngiliz mayın tarama gemilerinin bu savaşta neden başarılı olamadıklarını tartışıyorduk.

Beş on dakika sonra dalışa ve dipte Lundy'nin sırlarına ortak olmaya hazırdık. Otuz metre derinlikte sessizce yatmakta olan Lundy kızaktan yeni indirilmiş gibi duruyordu. Bu gemiye dalış yaparken, belleğimize Lundy gibi balina avlamak için inşa edilip, Çanakkale Boğazı'nda mayın avına çıkmış pek çok korunmasız trol gemisi geldi. Deniz tarihinin yazdığına göre bu gemilerin neredeyse tamamı Türk topçusunun atışlarıyla tarihin mezarlığında yerlerini almıştı.

BATAN BATANA
365 tonluk şanlı Nusrat ve döşediği 26 mayın, Fransız savaş gemisi 12 bin 205 tonluk Bouvet ile İngiliz savaş gemileri Irresistible (15 bin 000 ton) ve Ocean'ı (12 bin 950 ton) denizin dibine göderdi.

İngiliz muharebe kuruvazörü Inflexible (17 bin 250 ton), Fransız savaş gemileri Gaulois (11 bin 260 ton) ve Suffren (12 bin 750 ton) yaralanıp savaş meydanından kaçtı. Bir başka deyişle, Nusrat kendisinden 222 kat fazla tonajı savaş dışı bırakmıştı!

Çanakkale'de acı mağlubiyeti tadan İngilizler'in mağrur yöneticisi Churchill, Nusrat için şunları söyler:

"1915 yılında bütün Avrupa'da milyonlarca insanın hayatı ortaya konmuş, büyük taaruzlar yapılmıştı. 2-3 milyon asker ölü ve yaralı bulunmakta, 4-5 bin savaş gemisi denizlerde dolaşmakta idi. Fakat bunlardan hiçbirisi, Nusrat'ın döktüğü mayınlar kadar harbin devamına ve düşmanın geleceğine etkili olacak bir başarı gösterememiştir."

VAH YÜZBAŞI HAKKI!
Küçük Nusrat düşman gemilerine yakalanmadan görevini tamamlıyordu ama gemi komutanı Yüzbaşı Hakkı ne yazık ki o kadar şanslı değildi. Mayın dökmeyi yöneten Yüzbaşı Nazmi, 1935'te yayınlanan anılarında o geceyi şöyle anlatmakta:

"Işık çarpışmasının altından kaçıyorduk. O anlarda duyduğumuz heyecan, bütün bir ömrü doldurabilir, bütün bir ömrü eritebilir diyebilirim. Nihayet tehlikeli mıntıka dışına çıkabildik. Fakat Nusrat'ın cesur süvarisi Yüzbaşı Hakkı kaptan maalesef üçüncü gecemizin sabahındaki bayrama kavuşamadı. Zira atlattığımız vartanın heyecanı onu öyle sarsmıştı ki, biçare o gece şafağa kavuşamadan öldü." Yüzbaşı Hakkı mayın dökmeden kısa bir süre önce kalp rahatsızlığı geçirmiş ve o gece, yorgun yüreği yaşadığı heyecana dayanamamıştı.

BİR BAŞKA TRAJEDİ
Yüzbaşı Hakkı'nın ölümü bu savaş içindeki en doğal ölümdü. Fakat bir başka subayın, mayın taramayla görevlendirilen Fransız Yüzbaşı Guepratte'ın ölümü trajedi yazarlarını kıskandıracak türdendir.

Birleşik Donanma'nın Fransız Filo Komutanı Amiral Guepratte, oğlu Yüzbaşı Guepratte'a onur görevi olarak Çanakkale Boğazı'nın girişinin mayınlardan temizlenmesi görevini verir.

Ancak yaşanan onca başarısızlık sonrasında bir suçlunun bulunması gerekiyordu. Yüzbaşı Guepratte, Fransız Amiral Gemisi Suffren'in toplantı salonunda kurulan mahkemeye sanık olarak çıkarılacaktır. Bu mahkemenin başkanı ise babası Amiral Guepratte'dan başkası değildir!

Ve yargılamanın sonucu açıklanır: "Yüzbaşı Guepratte'ın Suffren Amiral Gemisi'nin grandi direğine asılarak idamına oybirliğiyle karar verilmiştir."

Yüzbaşı Guepratte bitkin bir halde ancak bir kelime konuşabilir: Baba!.. Savaş Karakaş - Erol Mütercimler Sualtı Ftoğrafları: Y.Fehmi Şenok